29 Mart 2017 Çarşamba
 
Sitede Ara
Bana Ulaşın
Bize Sorun
Bir Fikrim Var
Çözüm Arıyorum
Gündem
Kongre ve Konferanslar
Atamalar
Kariyer İmkanları
ALKIŞA DEĞER  
“DÜŞLERİN SON SIĞINAĞI ENDÜLÜS” KİTABI ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ
10.12.2014

      Eskişehir Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde idarecilik yapan Mesut Doğan ile “DÜŞLERİN SON SIĞINAĞI ENDÜLÜS” isimli kitabı hakkında gerçekleştirilen söyleşimiz. 

  

Neden Endülüs? Endülüs’ü yazma merakı ve gayretini doğuran etmenler nelerdir?


Endülüs medeniyeti ile ilgili daha önceden okuduğum kitaplar ve özellikle Elhamra Sarayı’nı belki de Bin bir Gece Masalları’nın da etkisiyle aşırı meraktan kaynaklanan bir duygu bu medeniyete karşı içimde buruk ama sönmeyen bir ilgi uyandırdı. Özellikle Washington Irwing’in “Elhamra Endülüs’ün Yaşayan Efsanesi” kitabı bu heyecanı doruğa çıkaran son hamle oldu. Yaklaşık bir yıl süreyle Elhamra sarayında kalan ve bu eseri yazan Irwing’in o büyülü cümleleri karşısında dayanmak mümkün değildi. Aslında çok daha önceleri İspanyol şair Lorca’nın şiirlerinin etkisini de buna eklemek gerekir. Irwing’in kitabını okurken dürüst olmak gerekirse onu çok kıskanmıştım. Adeta Bin bir Gece Masalları’nın sırrını çözen bir kişi gibi önem kazanmıştı gözümde. İçimden çok sönük bir biçimde Endülüs’ü ve özellikle Elhamra Sarayı’nı görmek ve bununla ilgili bir kitap yazmak hayali geçtiğinde kendi kendime gülüp geçmiştim. Olaylar öylesine hızlı ve ilginç bir biçimde gelişti ki, sonunda bu bölgeyi görmek ve onunla ilgili bazı yazılar yazma hayalim gerçekleşti. Endülüs Bölgesinden döndükten sonra aylarca içimi yakan bir hüzünden kurtulamadım. Bir şeyler yapabilmeyi çok istiyordum. Sonunda bu baskı beni ister istemez bir kitaba doğru yönlendirdi. Ama işin ilginç yanı Washington Irwing’in kitabı ile benim kitabımın aynı yayınevinden çıkmış olmasıydı. Bu beni daha çok mutlu etti.

Kitabın önsözünde tarih okumanın ve bilmenin önemine yapılan bir atıf var. Bunun nedenlerini biraz açabilir miyiz.

İnsanımız ne yazık ki, günübirlik bir yaşam temposu tutturmuş durumda. Geleceğe ait bir vizyonu olmadığı gibi geçmişle olan tüm bağlarını da koparmış. Her insan ve özellikle yöneticiler, karar vericiler mutlaka tarih okumalı ve geçmişi iyi bilmelidir. Bunu yaptıklarında geçici olan dünyadaki on yılların, yüz yılların ve menfaatlerin aslında bir insan, bir millet için ne kadar komik ve bitiveren şeyler olduklarını göreceklerdir. Önemli olanın kaldırmak değil, taşımak olduğunu anlayacaklardır. Sürdürülebilirliğin ne kadar önemli ve dünyayı etkileyen bir fenomen olduğu, kalıcı olanın geçici olanlardan uzak durmakla mümkün olduğu gerçeğine ulaşacaklardır. Kalıcı olan her eserde mutlaka samimiyet, aşk, vefa, yoğun ve beklentisiz bir çaba ve kıvamını bulmuş bir tefekkür ve tecessüs görmek mümkündür. Rutin faaliyetlerle bir yere varılamayacağı bilinmekte iken en küçük bir hedef için bile kılını kıpırdatmayan insanımızın geleceğe sağlam bir miras bırakabilmesi zordur.

Helikopter bir bakışla Endülüs’ün günümüzdeki genel manzarası ve İslami kimliğini koruma ve geliştirme açısından durumu nedir.

Günümüzde Endülüs eskiye oranla Müslüman nüfusu hızla artan ve bu nüfustan aldığı güçle eskiye dönme özlemini de paralel olarak geliştiren bir konumda denilebilir. Son yirmi beş yılda sadece Grenada’da yirmi beş bin kişinin Müslüman olduğu tespitleri var. Birçok inançlı insan özellikle bu bölgeden ev alıyor ve asırlardır sessizce bekleşen, uçsuz bucaksız bir azınlığa destek için bu bölgeye yerleşiyor. Tarihi geçmişi olan yerlerde o hüznü ve tarihi sürdürülebilir hale getiren, geleceğe taşıyan eserler olmalı. Endülüs bölgesinde az sayıda da olsa halen yaşayan bu tarihi eserler (Elhamra Sarayı, Cordoba Camii, Alcazar Sarayı vb.) oradaki Müslüman nüfusun en önemli dayanağı konumunda. Öyle ki bu eserleri her gün binlerce insan ziyaret ediyor ve bu misafirler orada yaşayanlara güven ve huzur veriyor. Örneğin, Elhamra Sarayı’nı her gün altı bin kişi ziyaret ediyor. Birçok insan ise göremeden geri dönüyor.

Neden düşlerin son sığınağı? Bu isim nereden geliyor?

Düşlerin son sığınağı Endülüs, İspanyol yazar Francisco Villaespesa’nın Elhamra’nın Pomegranates Kapısı’na yazdığı “Her ne kadar bu duvarların gölgesi uzun süre önce kaybolmuş olsa da, onların hatırası düşlerin ve sanatın son sığınağı olarak yaşayacak. Sonra dünyada nefes alan son bülbül, yuvasını buraya kuracak ve Elhamra’nın muhteşem kalıntıları arasında elveda şarkısını söyleyecek” sözünden esinlenerek bulduğum bir isim. Endülüs tarihine bakıldığında en son kalenin Grenada ve Elhamra Sarayı olduğu görülmektedir. En son teslim edilen bu mekânın ve özellikle Elhamra Sarayı’nın asırlarca süren bir medeniyetin elden çıktığı nokta olarak önemi çok büyük. Endülüs medeniyetindeki en güçlü eser olan Elhamra Sarayı’nın bir medeniyetin tekrar dirilmesi hayalini ve düşünü yaşatması, onun masalsı güzelliğine ve konumuna son derece yakışıyor. Çünkü geçmişle bağı en güçlü olan eser belki de bu saray. Zaten burayı dolaşırken eski sakinlerinin ruhlarının, perilerle karışmış vaziyette günün belirli saatlerinde halen buralarda uçuştuğunu hissediyorsunuz. İnsanın ruhu olduğu gibi mekânların da bir ruhu olduğu gerçektir. Bu eser, o muhteşem medeniyeti son gören eserdi ve eminim ki hala bağlantısını sürdürüyor.

Kitapta hâkim olan düşsel anlatış tarzı neden? Elhamra Sarayı’nın diğer eserlerden farkı nedir?

Bunu tek kelime ile anlatmak isteseydim; “uyum” derdim. Parçaların sonsuz uyumu ve ahengi. Dünyada birçok saray var ama Elhamra çok farklı. Daha ilk görüşte, bütün parçaların birbiriyle aklı zorda bırakan uyumu karşısında onun bu dünyaya ait olmadığını, göklerden adeta yere zorla indirildiğini düşünmeden edemiyorsunuz. Asla birinin ötekini rahatsız etmediği, her parçanın, sütunun, ayetin, mermerlerin, alçının, ahşabın, gökyüzüyle birleşen tonozların ve diğer sayısız unsurların ilahi bir bütünde bir araya gelerek tekrar şekillendiğini, yeni bir form kazandığını ve sonsuza dek uzadığını gördüğünüzde olduğunuz yerde kalakalıyorsunuz. Bu muhteşem uyumu bir insan elinin aksine perilerin ortaya çıkardığına inanarak rahatlıyorsunuz. Belki de bu yüzdendir ki bu sonsuz uyum sayesinde bu harika eser, hücumlara, ilgisizliklere, yıkımlara, koyun ağılı olarak kullanılmasına ve daha sayısız gadre uğramasına rağmen ayakta kalmayı başarmıştır.

Kitapta başka yazarlardan ve gezginlerden de alıntılar var. Okuyucu genel anlamda yazarın ne düşündüğüyle ilgileniyor. Bu tür alıntılar ister istemez eseri akademik alana doğru kaydırmıyor mu?

Bir yazar, malzemesini kendi kafasından kendi müşahedelerinden çıkarmadıkça okunmaya değer değildir der Schopenhauer. Bu nedenle bu kitaptaki yazıların dergilerde yayınlanan ilk halinde alıntılar yoktu. Alıntılar kitaplaşma aşamasında ortaya çıktı. Bu tür dünyaya mal olmuş tarihi yerlerle ilgili yazarın düşüncesi önemli olmakla birlikte daha önce bu yerleri gören meşhur insanların ve yazarların da neler hissettikleri neler gördükleri perspektif zenginliği açısından önemli. Bir nakışa, sütuna, saraya, birçok insanın gözüyle bakmak, okur açısından değerlendirildiğinde bir yerde bilgiyi kaldıraçlamak gibi bir şey aslında. Onca insanın tecrübelerini bir kitapta elde etmek az şey mi? Eserin akademik alana kayması konusu bu eserde yok. Çünkü önsözde de belirtildiği gibi bu çalışma daha çok gezi ve deneme karışımı bir görüntüye sahip. Ama konu Endülüs ve de Elhamra Sarayı olunca bunun edebi bir dille desteklenmesi kaçınılmazdı. Ben de aynı yöntemi denemeye çalıştım. İnşallah bir şeyler yapabilmişimdir.

Son olarak kitapla ilgili temennileriniz nelerdir?

Endülüs medeniyeti için çok küçükte olsa bir katkı yapabilmeyi çok istiyordum. Bu kitapla inşallah bu gerçekleşir. Osmanlı’yı, tarihi ve geleceği anlamada ve anlamlandırmada Endülüs gerçekten çok yol gösterici. Samimiyetin ve beklentisizliğin neler başarabildiğinin en güzel örneklerinden birisi de diyebiliriz. Özünden ve tözünden uzaklaşmış insanımızın yeniden sağlam bir çıkış rampası yakalaması için Endülüs Medeniyeti, görülmesi ve bilinmesi gereken en önemli yerlerden birisidir.

Kitabın arka kapağından:
Endülüs medeniyeti, Müslüman coğrafyanın kanayan bir yarasıdır. İnsanlık tarihinin en görkemli medeniyetlerinden biri, bugünkü İspanya topraklarında kurulmuş ve asırlar boyunca medeniyetin gelişmesine çok önemli katkılar sağlamıştır. Ancak 15. yüzyılla birlikte bu medeniyet Avrupa topraklarına veda etmek zorunda kalmıştır. Dönemin yıkıcı zihniyeti sebebiyle, günümüze ulaşan izleri pek azdır. Hâlihazırda kalanların önemi yeni yeni anlaşılmakta ve yaşatılmaya çalışılmaktadır.
Mesut Doğan'ın bu çalışması, bu medeniyetin bugün sınırlı sayıda kalmış olan kalıntıları üzerinden hareketle tarihin koridorlarında yapılan bir yolculuktur. Yazar, Endülüs medeniyetini, yaptığı yolculukta kalan sınırlı sayıdaki eser ve çevresiyle birlikte gözlemlemiş ve bir edebiyatçı duyarlılığı ile ortaya gezi/deneme arası bir eser çıkarmıştır. Sadece Müslüman coğrafyanın değil, tüm insanlığın en önemli tarihsel miraslarından biri olan Endülüs medeniyetini tanımak için, bu eser güzel bir fırsattır.

Mesut Doğan Kimdir? 
 
1968 Afyon doğumlu. Bursa Ziraat Lisesi ve Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunudur. Marmara Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsü’nde Yüksek Lisans yaptı. 1988–1993 yılları arasında İstanbul’da çeşitli sağlık kuruluşlarında çalıştı. Kardelen ve Şadırvan Dergisi’nin kurucuları arasında yer aldı. 1995 yılından bu yana Eskişehir Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde idareci olarak görev yapıyor. 

Şiir ve yazıları Bursa’da Sanat Edebiyat, Aylık Dergi, Mavera, Kardelen, İkindi Yazıları, Düş çınarı, Kayıtlar, Özülke, Dergâh, Şadırvan, Ardıç, Buruciye Edebiyat, Kalder Önce Kalite Dergisi ve İstanbul Bir Nokta dergilerinde yayınlandı. Evli ve üç çocuk babasıdır.

Yayınlanmış şiir kitapları:
 1-Yalnızlığım Yetmiyor Hayatı Anlamaya-Kardelen Yayınları–1991
 2-Ağzı Karanfilli Dost- Beyan Yayınları–1997
 3-Kırkıncı Basamak –İstanbul Yayınları-2010
 4-Çin Kadar Uzak Can Kadar Yakın Şehirler-Okur Kitaplığı-2012
 5-Düşlerin Son Sığınağı Endülüs-2014



2017  © T.C. Sağlık Bakanlığı