21 Ocak 2017 Cumartesi
 
Sitede Ara
Bana Ulaşın
Bize Sorun
Bir Fikrim Var
Çözüm Arıyorum
Gündem
Kongre ve Konferanslar
Atamalar
Kariyer İmkanları
ALKIŞA DEĞER  
“Çin Kadar Uzak Can Kadar Yakın Şehirler” üzerine bir söyleşi
15.01.2013

Eskişehir Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde idarecilik yapan Mesut Doğan ile “Çin Kadar Uzak Can Kadar Yakın Şehirler” isimli kitabı hakkında gerçekleştirilen söyleşimiz. 

-Seyahatin sizdeki anlamı ve karşılığı nedir?

Bununla ilgili kitapta fazlasıyla örnek ve açıklama var. Seyahat öncelikle insanın bulunduğu yeri belli aralıklarla terk etmesi anlamına geliyor. Hermann Hesse’in dediği gibi “Ey gönlüm kalk veda et ve şifa bul”. İnsanın bu belli periyotlarla seyahat etmesi çok önemli ve ben bu konuda ayda en az bir kez seyahati öneriyorum. Yılda en az bir kez ise yurt dışı seyahati çok önemli. Fiziki olarak insanın yaşadığı çevreden uzaklaşması seyahatin en basit fonksiyonunu yerine getirmesi anlamına geliyor. Seyahatin ikinci aşaması ise “insanın kendisini terk etmesi” dir. İnsanın bir nevi ikiye bölünmesi olarak da bakabiliriz bu konuya. Buradaki önemli husus, insanın ikiye bölündüğünde diğer yarısını yaşadığı yerde bırakmasıdır. O diğer yarısını da yanında götürürse seyahatin bir anlamı kalmaz. Yanında bir arkadaş götürebilir ama kendisini asla! Neden kendisini götürmemesi gerektiği kitapta uzun uzun açıklanıyor. Seyahatin üçüncü aşaması ise kişinin “kendi içine yolculuk etmesi” safhasıdır. Seyahatin en zor kısmı da sanıyorum burası oluyor. Zaten insanın ömrü kendisini tanı(yama)makla geçmiyor mu? Kendi içine seyahat eden insan, kendisine başkalarının gözüyle bakmasını da öğrenmek durumundadır. Yüzlerce, binlerce farklı insanın bakış açısıyla kendisini inceleme ve eleştirme becerisine ulaşan insan, kendisini tanımaya başlayacak ve sayısız yeteneklerinin de farkına varacaktır. Kitapta yer veremedim ama seyahatin bir de dördüncü evresi olduğunu öğrendim. Bu aşama ise insanın “gönüllere seyahat” etmesi anlamına gelmektedir. Kendisini tanıyan ve keşfeden insanın artık kendi tecessüslerini ve yeteneklerini başka insanların gönüllerine taşıması ve onların kendilerini ve hayatı anlamasında bir umut olabilmesi için farklı gönüllere seyahat etmesi şarttır. İnsanın ömrü sınırlı ve yapacağı işler çok fazla. Bu anlamda kitapta “Zaten redingotlar gibiyiz; arkamız uzun önümüz kısa” anlamında bir deyim var. Hepimiz yaşlanıyoruz. Arkamızda uzun bir geçmiş var ve önümüzde kısa bir gelecek. Bu yüzden seyahat gibi sayısız faydaları olan bir eylemin sık sık yapılması hayati önem arz ediyor.  

Niçin seyahat ediyorsunuz?

İnsan bir yolcu ve bu yolculuğu sonsuza dek sürüyor. Benim yolculuk merakım çocuklukta başladı. Çocukken köy otobüslerinin ardından bakıp uzaklara gitmeyi çok isterdim. Dünyanın diğer bölgelerinde yaşayan insanların neler yaptığını çok merak ederdim. Bir küreden tüm dünyayı görmek, insanların büyük caddelerde bir sel gibi akışını seyretmeyi çok isterdim. Önceleri kafamda bir hayranlık olarak gizlice bekleyen seyahat etme tutkusu, zaman içinde bulduğu her fırsatta bunu gerçekleştirmeyi deneyerek beni fark ettirmeden farklı şehirler, ülkelere ve bölgelere yolculuklara çıkardı. Bulunduğum şehirden ve insanlardan uzaklaştığımda kendime doğru yaklaştığımı, içime inen o ateşten merdivenleri ve cehennemi daha yakından tanıdığımı anladım. İnsanın kendi zaaflarını, yeteneklerini, itiyatlarını ve daha birçok özelliğini çok hızlı ve tutarlı biçimde değerlendireceği ve kendisine bir yön duygusu kazandıracağı en etkili yol, seyahattir diyebilirim. Seyahat etme tutkusu aslında bir virüs gibidir ve içine girdiği insanı bir ömür boyu asla rahat bırakmaz. 

-Seyahatin bir rotası olmalı mı? Bu rota nasıl olmalı ve nasıl çizilmeli?

Normalde seyahatin bir rotası olması gerekir. Ama benim yaptığım seyahatlerde bu kurala fazla dikkat edemedim. Özellikle yurt dışı seyahatlerinin masraflı olduğu düşünülürse böyle bir rotayı tutturmak neredeyse çok zor. Ama bir plan ve amaç için yapılan yolculuklara örnek olacaksa, yakında ayrı bir kitap olarak çıkarmayı planladığım Endülüs Bölgesi seyahati sayılabilir. Kişinin amaçlarına ve hedeflerine göre seyahatin rotası değişebilir. Ama genel bir yaklaşım olarak her seferinde farklı yerlere, şehirlere ve iklimlere yolculuk yapmak önemli. Yine kitapta üzerinde durulan önemli bir konu, seyahatin nereye ve ne amaçla olduğundan ziyade o seyahatte yaşanan deneyimler ve öğrenmeler çok daha önemlidir. Han değil kervan önemlidir anlamında güzel bir söz var. Kervanda, yolculuk sırasında yaşayacağınız tecrübeler, alacağınız tatlar, size gideceğiniz yerden daha çok fayda sağlayacaktır.  Herman Hesse’in şair Novalis’ten alıntıladığı “Nereye bu yolculuk peki? Evimize, hep evimize.” Sözü aslında yolculuğun ezeli ve ebedi rotasını çiziyor. Hesse için “ev” belki de hem her yerde hem de hiçbir yerde olan “Doğu” idi. Doğu, insanın kendisi de değil mi aslında?

-Kitaptaki yazıların sıralanılışına bakıldığında, birinci bölümde yolculuk ile ilgili yazılar, ikinci bölümde yurt içi ve yurt dışı şehirleri anlatan yazılar ve üçüncü bölümde ise genel anlamda şehirlerin özellikleri ile ilgili yazılar göze çarpıyor. Bu ayrımın bir amacı var mı? Yoksa yazıların doğal kronolojisi mi böyle?

Kitabın ilk bölümündeki yolculuk üzerine yazılan yazılar aslında yolculuğun ne olduğu ve ne olmadığı daha doğrusu yolculuk felsefesi ile ilgili sayılabilir. Daha ayrıntılı bir bakışla, beni ve başka insanları yolculuğa iten etmenler, yolculuğun kuralları, zamanı, sonuçları vb. sayısız unsurun tahlili ve değerlendirilmesi sürecini içeren yazılar var bu bölümde. Bir bütün olarak bakıldığında böyle bir giriş gerekli sayılabilir. Biz buna farklı bir tanımlama ile seyahatin misyonu ve vizyonu veya amacı da diyebiliriz. İkinci bölümde ise yolculuk yapılan şehirler var. Burada Asaf Halet Çelebi’nin bir şiirinden ilham alınarak şehirlerin uzaklığı ve yakınlığının tanımlanması yer alıyor. Şehirlerin anlatıldığı bu bölüm aynı zamanda yolculuğun hedefleri ve stratejilerini de ortaya koyuyor. İşin plan aşamasından çıkarılıp faaliyet haline döküldüğü süreç bu bölümde yer alıyor. Son bölümde ise şehirlere topyekûn bir bakış açısıyla yaklaşılarak onların insanı cezbeden, hatıralarına renk veren özellikleri ile ilgili tahlillere yer veriliyor. Her insanın hissettiği ama bir türlü tanımını yapamadığı, şeklini çizemediği, şehri oluşturan gizemli unsurların (koku, renk vb. diğer özellikler) bir anlamda çözülmeye çalışıldığı, görünür hale getirildiği bu bölüm, seyahatle ilgili hedef ve stratejilerin gerçekleştirilmesinden sonra geriye dönüp bu yöntemlerin gözden geçirilmesi anlamına da geliyor. Belki de bütün şehirleri birleştiren ortak çizgilerin keşfedilerek, şehirleri anlamada ve anlamlandırmada bir kısa yol bulma cüretine girişildiğini de buna eklemek gerekir. Genel olarak bakıldığında kitabın, normal bir gezi yazısından ziyade edebi yönü ağır basan, kişisel düşünce ve tespitlerle birlikte başka yazarların da görüş ve önerilerini de içeren bir canlılığa sahip olduğu söylenebilir. Kitaptaki yazılar her seyahat sonrası edebi bir kaygı düşünülmeden yazılmıştı fakat zaman içinde dergilerde yayınlanmaya başladığında okuyan bazı arkadaşların beni cesaretlendirmesiyle daha bir ciddilik kazandı. Yazılar edebi boyuta taşınınca bu kez üzerinde aşırı derecede çalışmalar ve bir Penelope titizliğiyle ekleyip çıkarmalar süreci başladı. Orijinal metinlerde olmamasına rağmen özellikle kitaplaşma aşamasında yaklaşık yüz civarında kaynaktan alıntı yapma ihtiyacı hissettim. Kitap bu anlamda farklı bir zenginlik ve boyut kazandı. Farklı kitaplardan alıntı işi ilerlediğinde yapılan atıflar hacim olarak asıl metni sıkıştırıp boğmaya başladı ve ister istemez kitabı tamamlamak zorunda kaldım. Ayrıca önemli bir ayrıntı olarak Endülüs Bölgesi ile ilgili gezi yazıları da bu kitabın taslağında yer alıyordu. Yayınevi editörünün kitabı ikiye bölüp iki farklı kitap olarak yayınlama fikri aslında içimde var olan Endülüs’le ilgili bir kitap yazma fikrini daha da depreştirdi. Bu vesile ile Endülüs’le ilgili kitap da kendiliğinden ortaya çıkmış oldu.

-Seyahatle ilgili hangi kitapları tavsiye edersiniz.

Seyahatle ilgili birçok kitap var. Benim kitabımda da bu anlamda yaklaşık yüz adet kitaba atıf var. Fakat ilk okuduğumda anlayamadığım için çok sinirlendiğim ve bir köşeye attığım ama sonradan yavaş yavaş okuduğumda sayısız tatlar aldığım ve kitabımda sanırım en fazla alıntı yaptığım kitap, Italo Calvino’nun “Görünmez Kentler” adlı eseridir. Kendisi de bir röportajında, en çok bu kitaba emek harcadığını ve bütün deneyimlerinin bu kitapta olduğunu söylüyor. Yine üslup olarak bu kitaba çok benzeyen Özcan Yurdalan’ın “Bir Seyyahın Kaybolma Kılavuzu” kitabını söyleyebilirim. Bu kitabı da aldığım için kendime kızmıştım ama sonradan hatalı olduğumu anladım. Ayrıca Washington Irwing’in “Elhamra Endülüs’ün Yaşayan Efsanesi”, Tanpınar’ın “Yaşadığım Gibi” ve “Beş Şehir” adlı eserleri, Ali Çolak “İnce Sözler”, Hariri “Makamat”, Hermann Hesse “Siddhartha” ve “Demian”, Nuri Pakdil “Batı Notları”, Stefan Zweig “Yolculuklar Üzerine”, Evliye Çelebi “Seyahatname”, İbn Battuta “İbn Battuta Seyahatnamesi” kitaplarını sayabilirim.

-Son olarak seyahat etmeyenlere veya edemeyenlere neler tavsiye edersiniz?

Uzun yıllar aynı evde, kurumda ve şehirde yaşayan insanların artık bulundukları o daracık çemberden çıkmaları gerekiyor. Aynı yerde yaşamak, aynı yollardan geçmek aynı yöne bakmak ve aynı insanlarla konuşmak bir zaman sonra insanı hiç farkında olmadığı olamadığı sınırlara hapsediyor. Ufkunu ve basiretini daraltıyor. Yeteneklerini köreltiyor. Değerlendireceği sayısız fırsatları o kişiden uzaklaştırıyor. Zekâyı azaltıyor. İnsan çok zengin özellikleri olan bir varlık. Birçok insan bu değerlerinin farkında bile olmadan ölüp gidiyor. Oysa ilk adımı atma, ilk ayrılış acısı ve travmasını yaşama cüretini bir gösterse her şeyin nasıl da değiştiğini hayretle görecek ama yapamıyor. Alışkanlıklarımız, bizi yaşamın içinde bizi tıpkı bir tren gibi aynı raylarda getirip götürmeye başlıyor. O sıcak evimiz, odamız, rutin yaşamımız bizi hiçbir yere bırakmıyor. Oysa insanların seyahat yapmak için korkmaları yersiz, zaten eninde sonunda evlerine dönecekler yani kendilerine.

Mesut Doğan Kimdir? 
 
1968 Afyon doğumlu. Bursa Ziraat Lisesi ve Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunudur. Marmara Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsü’nde Yüksek Lisans yaptı. 1988–1993 yılları arasında İstanbul’da çeşitli sağlık kuruluşlarında çalıştı. Kardelen ve Şadırvan Dergisi’nin kurucuları arasında yer aldı. 1995 yılından bu yana Eskişehir Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde idareci olarak görev yapıyor.  

Şiir ve yazıları Bursa’da Sanat Edebiyat, Aylık Dergi, Mavera, Kardelen, İkindi Yazıları, Düş çınarı, Kayıtlar, Özülke, Dergâh, Şadırvan, Ardıç, Buruciye Edebiyat, Kalder Önce Kalite Dergisi ve İstanbul Bir Nokta dergilerinde yayınlandı. Evli ve üç çocuk babasıdır.

Yayınlanmış şiir kitapları:
 1-Yalnızlığım Yetmiyor Hayatı Anlamaya-Kardelen Yayınları–1991
 2-Ağzı Karanfilli Dost- Beyan Yayınları–1997
 3-Kırkıncı Basamak –İstanbul Yayınları-2010
 4-Çin Kadar Uzak Can Kadar Yakın Şehirler-Okur Kitaplığı-2012

 




2017  © T.C. Sağlık Bakanlığı